The Call Center Turk
Nisan 6, 2014
“Biz”e Ahenk Gerek
Temmuz 6, 2014

İş’te Sevgi Yasak mı?

Her yıl farklı bir temayla gerçekleştirilen İnsan Kaynakları zirvesi bu yıl “Provokatik” temasıyla yapıldı. Ana konuşmaların ve katıldığım paralel seanslardaki konuşmaların ana konuları şöyleydi:

Kolektif liderlik, kadınların liderliği ve iş dünyasındaki varlıkları, kolektif yaratıcılık, sevgi ve güç dengesi, liderlik ve güç ilişkisi, kişiler yerine ilişkilerin yönetimine dayalı liderlik anlayışı, doğru insanla çalışmak, insan kaynaklarında networking, sosyal medyanın yeri ve değişimdeki yansımaları, kaybetmek yerine hep birlikte kazanmaya dönük bir iş dünyası kurma gerekliliği, kendi hayatlarımıza liderlik, insan yaşamında mutluluk, değişime liderlik etmek…

Aslında benim için pek çok konuşma ortak bir ana mesajda birleşti. İş dünyasında “Ben”den “Biz” e gitmek.
Bütün olmak, paylaşmak, birlikte üretmek, egoyu yenmek, ilişki odaklı olmak… Sevgiyi iş yaşamına sokmak…
Tüm bunları gerçekleştirmek içinse organizasyonlarda, eril bakış açısı yerine dişil bakış açısının hayat bulması gündeme getirildi.
“Türkiye’de iş yaşamında kadının varlığı”nı konuşan çok değerli konuşmacıların ve yöneticilerin gündeme getirdiği bu konu için dişil ve eril enerji kavramlarına bakmak gerekir. Dişil demekle sadece kadını ya da eril demekle sadece erkeği tanımlamak yani bu kavramları salt cinsiyetle ilişkilendirmek doğru olmaz. Çünkü her kadın eril enerjiye, her erkek de dişil enerjiye ait özellikleri kendi bünyesinde barındırır. Ancak sosyolojik olarak insan toplulukları, kimi kurallar, töreler, inançlar doğrultusunda hangi bedene aitse davranışsal olarak da o bedenin davranışlarını seçmeyi yeğlemiştir.
Peki nedir dişil ve eril özellikler?

Dişil taraf dediğimizde duygu, sezgi, hassasiyet, vericilik, paylaşmak, fedakarlık, derinlik, sevgi, bilgelik kastedilir.
Eril tarafsa düşünme, harekete geçme, uygulamaya dökme, kendini ortaya koyma, cesaret risk alma, güçlü olma-güç gösterme…
Örneğin erkek bir hikaye yazarının sezgileriyle bir olay örgüsü oluşturması dişil tarafından gelir. Bunu yazarak kitaba dökmesiyse eril tarafından gelir. Ya da bir deprem anında şefkat ve kaygıyla kendini çocuğunun önüne atarak siper eden bir annenin, şefkat ve kaygısı dişil yönünden, çocuğuna siper olmasıysa eril tarafından gelir.

Dişil ve eril taraflarımız ancak bir aradayken bir bütün oluşturabilir. Aksi kutuplaşmayı ve ayrışmayı besleyecek, uyumu ortadan kaldıracaktır. Davranışsal olarak tek bir tarafa aitmişiz gibi düşünsek de bu enerjilerin etkileşim halinde olmalarını sağlamak ve yaşamdaki ahengin keyfine varmak gerekiyor.
Bu yüzdendir ki doğu felsefesi Yin (kadın) Yang (erkek) kavramıyla evrende karşıtlıkların olduğunu ancak bu karşıtlıklardan bir bütünü meydana getirdiğini söylemiştir. Her kadının içinde bir erkek, her erkeğin içinde bir kadın vardır… gibi.
Hacı Bektaş-ı veli bu bütünü mısralarına şöyle dökmüş.
“Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,
Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde.
Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok,
Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde.”

Özetle, özde bütünselliğe giden bir yolun yolcuları olmak gerek sanırım.
Bu bütünselliği organizasyonlara taşımak mümkün olabilir mi?

Bugünün iş dünyasında eril bakış açısının daha baskın olduğunu ve şirketlerin kültürüne yön verdiğini söylemek yanlış olmaz.
Bu nedenle organizasyonların dişil bakış açısını daha fazla yayması ve kurumun yönetim kültürünü dönüştürmesi gerekiyor. Bu konu önümüzdeki yılların da önemli bir gündemi haline gelecek gibi duruyor.
Peki ama nasıl?
Kıyas ve rekabetin yıkıcı etkisi yerine, çalışanları hep birlikte kazanmaya, hep birlikte çalışmaya itecek bir yönetim anlayışı ortaya koyarak.
Organizasyon şemasını hiyerarşik yapıdan kurtarıp, daha yatay hale getirerek.
Paylaşımı ve dayanışmayı teşvik eden bir performans sistemi kurgusu yaratarak.
Kadının kadına, içindeki ataerkil sistemle değil kendi dişil enerjisinin gereği olarak destek olmasıyla, hemcinsiyle bütünleşmesiyle…
Kadının kendi varlığıyla özünde olduğu gibi olan, hakiki benliğiyle iş dünyasında yer almasına saygı gösterilmesiyle…
Kolektif lider davranışları sergileyen yöneticilerle…
Sevginin inşa edildiği ve sevginin yaşam bulduğu bir iklim yaratarak,
“Ben” dili yerine “Biz” dili kullanmanın teşvik edilmesiyle..
Duyguların bastırılması yerine duyguların dile getirildiği açık-şeffaf bir iletişim ortamı yaratılmasıyla
Güvene dayalı bir ilişki ortamı kurulması için iç iletişim faaliyetlerini sıklaştırılmasıyla…

Çünkü artık şirketlerdeki huzuru kaçıran ana konu. İlişkiler ve iletişim.
Bunu güçlendirmek için “Ben”den “Biz”e gidecek bir kültürün tohumlarını ekmek gerekiyor.

Organizasyonlar yoruldu.
Turnoverdan, çatışma yönetimine zaman, emek ve para harcamaktan, yaratıcı ve artı değer üreten insanlar yerine ötekine odaklanan ve hırsı içinde tükenen çalışanlardan …
Çalışanlar da yoruldu.
Güven duygusunu aramaktan, sevgi ve huzur dolu bir iş yeri hayali kurmaktan, arkasını yaslayamamaktan, özel yaşamına, kendine vakit ayıramamaktan…

Sevgi ve gücün ikiliği yerine sevginin gücünden faydalanmak ve özdeki bütüne varmak.
İş’te yaşamı, yaşamda sevgiyi etkin kılmak.
Benden bize gitmek için bir umut ışığı gibi yanıp duruyor önümüzde.
Siz ne dersiniz?