| Anne: Ayşeeeee, kızım bir baksana dolapta süt var mı? Anneannen istiyor da…
Ayşe: Kontrolünü sağlıyor olacağım. Bilginiz için, görüşmelerimiz kayıt altında. Anne: … Ayşe: Soğutma sistemindeki bilgilere ulaştığımda, 2 farkı çeşit süt bulunduğunu görüntülemekteyim. Anneniz hanımefendi; normal mi, laktozsuz mü tercih ederdi? Anne: ?? !! Kızım ne diyorsun?? Ayşe: Az önce sizlere belirttiğim gibi, prosedür gereği iki türün dışında işlem gerçekleştiremiyorum. Anne: Ayşe ne saçmalıyorsun kızım, ne diyorsun, normali olsun, normali Ayşe: Kontrolleri sağladığımda, sizlere daha uygun ürün olan laktozsuz almanızı öneririz. Laktoz, doğada yalnız sütte bulunan süt şekeri de denilen bir disakkarit. Glikoz ve galaktozdan meydana gelmiş bir disakkarit olan laktozun, inek sütündeki oranı ortalama % 4,8, anne sütünde % 7’dir. Koyun sütünde % 4,6…. Anne: Ayşeeeee kızımmmm Ayşe: O halde, uygun olduğunu anlıyorum. İstediğiniz ürünün tanımlamasını sağlıyorum. Anne: Ayş…..ne oldu kızım sanaaa… Anneeee, Ayşe fenalaşıyor, kooşşşşş… Ayşe: Sizlere bu konuyla ilgili olarak yardımcı olabileceğim farklı bir konu var mıdır? |
Kimin evinde böyle bir diyalog yaşanıyordur? O halde neden çağrı merkezlerinde sürekli bu tür görüşmeler gerçekleştiriliyor? Neden çağrı merkezlerinin genelinde müşterilerle görüşmeler olması gerektiği gibi rahat, akıcı, net, samimi, yardımcı ancak öte yandan da kibar ve kararlı olamıyor? Neden görüşmelerin büyük çoğunluğu birçok insanı çileden çıkaran tekdüze, sıkıcı, robotik, monoton, ezberci yapılıyor?
Zamanın En Gösterişli Robotu : The TURK (Mechanical Turk)
18.yüzyılın önemli mucitlerinden olan Wolfgang von Kempelen, 1770 yılında Avusturya İmparatoriçesi Maria Theresa’yı etkilemek çok ustaca ve zekice yapılmış mekanik bir satranç oyunu cihazı icat eder. Cihaz, üzerinde bir satranç tahtası ve takımı bulunan bir dolaptan oluşuyordu. Dolap içinde bir dizi pirinçten kulplar ve gizli bölmeler ile ayrılmış kapaklar ve içinde çarklar vardı. Karışık ve dahice yapılmıştı. Ona bakan insanlara dönük halde duran bir oyma gövde vardı ve bu bir Türk erkeği gibi giydirilmişti. Bu sebeple de The Turk (veya Mechanical Turk) yani Türk veya Mekanik Türk adı verilmişti. The Turk’ün kukla kollarından birisi mekanik olarak hareket edebiliyordu ve satranç parçalarını alarak satranç oynuyordu!
1854 yılında yanana kadar 84 yılda yaptığı hemen her müsabakadan galip çıktı. Ününden dolayı konuyla ilgilenen Napoleon Bonaparte ve Benjamin Franklin’i de mat etti. Rakibi eğer mahsus hileli bir hareket yaparsa tahtanın üzerindeki tüm takımı eliyle deviriveriyordu. Dahiceydi, gizemliydi, insanlar meraktan çatlıyordu. Hakkında onlarca olasılık ve bu işin nasıl olduğuna dair dedikodu türetildi. The Turk’un sahibi oyun öncesinde dolabın kapaklarını açar, içini tüm seyircilere bir şüphe kalmasın diye yakından gösterirdi. Gerçekten de öyle mükemmel dizayn edilmişti ki içinde herhangi bir şey veya bir insan olması asla olanaksızdı.
The Turk zamanın en önemli ve en zekice aldatmacalarından birisiydi. Gerçekten de içine zamanın en usta satranç oyuncusu gizlenirdi (yıllar içinde birden fazla kişi bu işi üstlendi). The Turk’ü bu kişi gizlice “kullanırdı”. The Turk o zamandan bu yana popüler kültürü de çok etkilemiştir; hakkında kitaplar, romanlar ve bitirme tezleri yazıldı, 2005’te amazon.com The Turk adında web tabanlı bir programlama uygulaması geliştirdi, filmlere konu oldu ve hatta Amerika’da aynısı tekrardan bile yapıldı.
200 Sene Sonra Büyük Benzerlik: “The Mechanical Turk” – “The Call Center Turk”
Başlığa bakıp da lütfen kızmayın… Teşbihte (benzetmede) hata olmaz denir.
Nasıl ki 200 sene evvel bu mükemmel cihaz (robot) içinde saklanan kişi tarafından idare ediliyorduysa, günümüzde de çağrı merkezi Agent’ları da içine birer robot kaçmış gibi hareket ediyorlar. Aslında Agent’ların kendilerine sorduğunuzda onlar da bu durumdan şikayetçi. Biz de “normal” konuşmak istiyoruz diyorlar.
O halde önce sebebini anlayalım. Acaba neden çağrı merkezlerinin derinliklerine bu kalıplaşmış cümleler nüfuz etmiş durumda?
Neden mekanik / robot gibi konuşma var?
Aşağıdakiler benim bulgularım; eminim daha fazlası da vardır:
Markaların Tutarsız Davranışları
Bir markanın ön yüzü ve onları temsil edenler hep bellidir. Mesela bir otomotiv firmasında bayide servis ağında ön safta çalışanlar ve çağrı merkezinde çağrılara yanıt verenlerdir. Mesela bir teknoloji marketinde çalışan satış temsilcileri ve yine çağrı merkezi çalışanlarıdır. Bir bankada şubede çalışanlar, havayolu firmasında satış ofislerinde çalışanlar ve evet, bildiniz; çağrı merkezi çalışanlarıdır.
İşte burada benim aklıma durgunluk veren tutarsızlık başlıyor.
Bir marka düşünün. Bu kurum çağrı merkezinde çalışanları belirli kalıplarla, yani script’lerle zapturapt altına alır. Metinler tanımlanır, olabilecek en kibar ama bir o kadar da ağır ve resmi hale getirilir. Dinleme ekipleri gardını almıştır. Formlar güzelce tasarlanmıştır. Açılış, kibar ve etik konuşma, günlük lisan ile konuşmama (evet, böyle kriterler var), kapanış, vb kriterlerden oluşan forma sadık kalmayanları ay sonunda eksi puan olarak şişlemek üzere yaratılmıştır. Müşteriyle polemiğe girenler, nezaket sınırları dışına çıkanlar, gülmeyi bile abartanlar uyarı alır. Markanın çağrı merkezini aradığınızda aldığınız tecrübe olabildiğince standardize edilmeye çalışılır. Gerçekten de buna önemli enerji ayrılır.
Şimdi aynı markanın yüz yüze iş yapan birimlerine bir bakalım. Sektör vererek ne kimseyi incitmek ne de polemik yaratmak istiyorum. Bu nedenle hizmet aldığınız sektörü siz düşünün. Kaç kez böyle formel, yapılandırılmış bir hizmetle karşılaştınız? Herhalde algıda seçicilik olsa gerek ki ben bu yazıyı hazırlarken sadece son ayda 3-4 farklı sektörde korkunç denebilecek deneyimler yaşadım.
Mesela bir mağazaya girdiniz; bir ürün sordunuz. Satış temsilcisi sizden 25 santim mesafeden aniden arkadaşına dönüp, “Hasaannnn Beyyyyy, falanca ürünün siyahından var mı stoktaaaa?” şeklinde 80 desibel şiddetinde kulağınızın dibinde hiç mi nara atmadı? Bu ne yaman tutarsızlıktır? Aynı markanın çağrı merkezinde çalışan Agent konuşurken aniden hapşırsa mute’a basmadığı için puanı kırılır! Ayrıca burada bağıran arkadaşın yaptığı herşey yanlış ama dikkat edin yine de bir kibarlık varJ. Hasan demiyor, Hasan Bey diyor!. Bu Bey / Bayan konusu bizde nedense zaten hep abartılır. Oldum olası berberlerin 13-14 yaşındaki yerleri süpüren çocuğa “Ali Bey, ara makasını alayım” gibisinden Bey diye hitap ederek anlamsız bir nezaket içinde olmasını hiç anlamadım.
Bir başka büyük markada bir ürünün fiyatını sormak için girdiğimde (ki öyle her gün alacağınız birşey değil) adam yerinden kalkmadı. Yüzüme zorla bakıp açıklama falan yapmadan, satışa da yeltenmeden sadece fiyatı camdan giren sivrisinek vızıltısı tonunda mırıldandı. Bunu çağrı merkezinde yapabilir misiniz?
Yüz yüze çalışanların bazılarının kılık kıyafetlerini, kişisel bakımlarını ve maalesef bazılarına musallat olmuş kişisel “odor” problemlerini hiç konuşmuyorum bile.
Sonuçta burada gerçekten çok büyük bir tutarsızlık var. Çağrı merkezleri yüz yüze yerlere göre çok daha kontrollü, çok daha sofistike ve ilerde. Marka sahipleri bu farkı nasıl gidereceklerini iyi düşünmeliler. Bir tarafta çağrı merkezlerinde kontrollü ve steril bir ortam yaratarak, diğer tarafta ise kontrolü oradaki Yetkililere / Müdürlere ve arada bir yapılan gizli müşteri anketlerine bırakmak belli ki işe yaramıyor.
Biz asıl konumuza dönelim. Çağrı merkezleri yüz yüze birimlere göre daha ilerde olabilir ancak bu robot gibi konuşmamızı gerektirir mi? Robotik konuşmadan şikayet sadece Türkiye’ye özgü bir konu değil. Daha önceleri yurtdışı menşeili birçok makalede bu konu gündeme getirildi. Buradan da anlaşılıyor ki bu aslında nispeten evrensel bir sorun.
Burada aslında birbirinden farklı iki konu var ve bunları karıştırmamak gerekiyor:
Birincisi; anlamsız derece ağır ağdalı, resmi konuşmak; kalıplarla görüşme yapmak. (Bu makalede çerçeveli kutularda bunlardan çok miktarda göreceksiniz.) Bunlar hem insanları sıkıyor hem de samimiyetten çok uzaklar. Müşteriler bu kelimeleri duyunca direkt olarak “diğerleri gibi olan / farklı olmayan” bir çağrı merkeziyle görüşeceklerini bilinçaltında bile olsa biliyorlar.
Çağrı merkezinde robotik konuşma deyince insanların anladığı ikinci konu ise; bir sorun olduğunda çağrı merkezlerinin bunu çözmekteki beceriksizlikleri ve insanları çıldırtan tekdüzelikleri. Yana yakılarak arayan, bırakın ses tonundan, alenen Agent’a ilettiklerinden çok darda çok sıkıntıda olduğu belli olan müşteriye bir nebze empati göstermek yerine “sistemlerimizde güncelleme olması nedeniyle bilgilerinize ulaşım sağlanamıyor” dendiğinde müşteri çıldırıyor. Peki sistemleriniz düzelir düzelmez beni arayın o zaman diyen müşteriye Mars’tan bir avuç toprak istemiş gibi hayretle davranarak “Bu şekilde bir işlem sağlayamıyoruz efendim” denilmesi bazılarımıza garip gelebilir ama çağrı merkezleri için normaldir (Binlerce kişiyi geri arayacak halimiz yok ya).
Aslında bu sadece basit bir örnek. Çağrı merkezinde Agent’ların karşılaştıkları konuların tümü keşke sistemle ilgili olsaydı, o zaman kolay olurdu. Konular bundan çok daha zor. Bazılarında müşteri gerçekten haklı ama prosedürler böyle, bazılarında şirket haklı ama müşteri öyle düşünmüyor.
İnisiyatif kullanmak, alternatifler göstermek, çözüm önerilerini samimi ancak kararlı bir şekilde sunmak gerçekten deneyim ve özgüven gerektirir. Buna çoğu çağrı merkezi Agent’ı haiz değil. Üstelik bunlar yapılırsa çağrı da uzar, ortalama konuşma süresi hedefi de riske girer! Üstelik böyle bir konuşma / davranış zaten şirketin genelinde de olan bir durum değil. Bu tür yaklaşımlar / çağrılar özendirilmiyor veya ödüllendirilmiyor. O halde neden uğraşayım?
Çağrı merkezlerinde robotik konuşmanın önüne geçmenin keşke mucizevi kestirme bir yolu olsaydı. Bunu yapabilmenin tek bir yolu yok. Birçok değişkeni doğru yapmaktan oluşuyor:
Sonuç olarak, tekdüze, robot gibi konuşma şeklinden, hepimizin tercih ettiği şekilde görüşmeye geçmek için herkese düşen görevler var. Yönetimin yapması gerekenlerin bir kısmını yukarıda özetledik. Öte yandan, bence Agent arkadaşlarımın da bu görüşme tarzını engellemek için proaktif girişimde bulunması gerekiyor. Karşınızdakini anlamak ve empati kurmak sizin tercihiniz. Aynı şekilde, robot gibi konuşmayarak, fakat kararlı ve tutarlı konuşmayı da yapabilirsiniz.
The “Robotic (Robot gibi)” Call Center Turk olmayalım zira böyle olmak kimseye yarar getirmiyor. Bu hepimizin elinde, bunu hep birlikte değiştirelim!